Home >> Kampanyalar >> Dayanışma >> Türkiye Hapishanelerinde TTE Saldırısı, Hapishaneler Gerçeği ve Politik Tutsaklarla Dayanışmanın Gerekliliği*

Türkiye Hapishanelerinde TTE Saldırısı, Hapishaneler Gerçeği ve Politik Tutsaklarla Dayanışmanın Gerekliliği*

Hapishaneler tarihini sınıf mücadelesinden ayrı ele alamayız. Egemenler sahip oldukları devleti korumak, yaşatmak ve kendi egemenliğini sürdürmek için hapishaneleri her zaman bir baskı, sindirme ve teslim alma merkezleri olarak kulanmıştırlar. Ezen ve ezilenlerin ortaya çıkış tarihiyle eş olan hapishaneler, sisteme muhalif kesimlerin kapatılarak ‚cezalandırıldıkları‘ mekanlar olarak inşa edilmiş ve günümüze kadar bu gerçek değişmeden gelmiştir.

Hapishanelerdeki uygulamalar her zaman değişkenlik arz etse de, değişmeyen tek şey, sistem karşıtı muhaliflerin susturulmaları için uzun yıllar hapishanelerde esir olarak tutulmaları olmuştur. Egemenler kendilerine muhalif güçleri kapatarak cezalandırdığı ilk hapishaneyi 1596 yılında Amsterdam’da kurmuştur. Tarihe “Flaman modeli“ olarak geçen bu ilk uygulama, günümüze kadar gelmiştir.

Günümüz açısından da hapishaneler hala günceliğini korumaktadır. Dünya’nın her coğrafyasında düzene muhalif olan devrimci ve ilericilerin yanında, ulusal kurtuluş savaşı veren 10 binlerce politik tutsak hapishaneleri doldurmuş durumda. Egemenler, bir şekilde dışarıda katledemediği muhalifleri esir alarak kapattığı hapishanelerde teslim almak için özel programlar uygulamaktadır. Devletler, hapishaneye kapatılan politik tutsaklar üzerinde her türlü baskı ve sindirme programlarını uygulayarak hedefine ulaşmak için “özel tip” denilen hapishaneler inşa ederek, baskıları daha da katmerli bir düzeye getirmiştir.

Hücre tipi hapishanelerin inşa edildiği ülkelerde tutsaklar, “izolasyon” denilen özel uygulamalar eşliğinde ardı ardına getirilen yeni yaptırımlarla, her şeyden tecrit edilerek, ağırlaştırılan cezalarla yaşamları sürekli olarak zorlaştırılarak teslim alınmaya çalışılmaktalar…

TTE sorunu da bu uygulamaların bir parçası olarak dünyanın birçok hapishanesinde ayrım yapılmaksızın tüm tutuklulara uygulanmakta; politik tutsaklar siyasi kimliklerine ihanete, adli tutuklular da, uysal her şeye boyun eğen birer robota dönüştürülmesi amaçlanmaktadır.

Tek Tip Elbiseyi tarihte ilk uygulayan ülke İngiltere’dir. ‚Zengin ve yoksul tutuklular arasındaki farkı ortadan kaldırmak‘ gerekçesiyle, 19’uncu yüzyılda tek tip elbise uygulamasına geçen İngiltere’de, bugün de aynı uygulama farklı bir şekilde devam etmektedir.

Son yıllarda Tek Tip Elbise uygulamasını dünya gündemine yeniden getiren ABD oldu. 11 Eylül 2001 tarihinde ABD’de ikiz kulelere yapılan saldırı sonrası, Guantanamo Hapishanesi’nde El Kaide tutuklularına giydirilen “turuncu tulumlar“ dünya gündemine oturdu.

Bugün dünya’da birçok ülkede Tek Tip Elbise uygulaması devam etmektedir.

İngiltere 2003 yılında aldığı bir kararla, yeni tutuklananların ilk iki haftalarını hapishane elbisesi giyerek geçirmelerini kanunlaştırdı. Kendisine sorulan bir soru üzerine dönemin Adalet Bakanı Chris Grayling, bu kararı “cezaevlerinin rahat bir yer olmadığını göstermek için“ aldıklarını söylemişti.

Tek Tip Elbise uygulamasının en yaygın olduğu ülkelerden biri de ABD’dir. ABD’nin tüm eyaletlerinde uygulanan bu yaptırımın, eyaletler arsındaki tek farkı, elbiselerin farklı renklerde olmasıdır. ABD’de Tek Tip Elbise uygulaması üzerine yapılan bir araştırma da, “mahkemeye mahküm kıyafetiyle gelinmesinin jüri tarafından suçlu bulunma olasılığını artırdığı“ kanıtlanmış.

Almanya’da Tek Tip Elbise uygulaması bulunmamasına rağmen, bazı hapishanelerde uygulandığı bilinmektedir. Yasada “yoksul olan mahkumlara giymeleri için hapishane üniforması verilir.” diye geçse de, Alman Devleti dönem dönem özellikle politik tutsaklar üzerinde baskı uygulamak için Tek Tip Elbise dayatmasında bulunmaktadır.

Uygulamanın olduğu ülkelerden biri de Çin’dir. Tutuklulara beyaz ayakkabı ile birlikte hapishane kıyafetleri giydirilmektedir.

2011 yılından itibaren bu uygulamaya Kazakistan’da geçti.

Nedir TTE uygulaması? “Nelson Mandela Kuralları“ olarak da bilinen bu uygulama, tutukluların giysilerinin zorla ellerinden alınarak bunun yerine, iktidarların belirlediği hapishane elbiselerinin giydirilmesidir.

TTE uygulaması ve bunun sonuçları üzerine geniş bir araştırması olan Juliet Ash’in “Parmaklıklar Ardında Giyim -Kuşam: Suç öğesi Olarak Hapishane Kıyafetleri“ isimli kitabında, “Tek Tip Elbise uygulamasında, cezalandırılan kişinin giyim-kuşamı da cezanın bir parçası olarak görülüyor. Kişinin kimliğini ve kendine güvenini ortadan kaldırmayı amaçlı“yan bu uygulamanın çok ağır sonuçları olmuştur.” der.

Türkiye Hapishanelerinde de Durum Farklı Değil

Türkiye hapishaneleri de uzun bir tarihe sahiptir. Türkiye’de hapishaneler, sınıf mücadelesinin içeride devam ettirilmesi mücadelesidir. Türk egemen sınıflarının hapishane ‚adaleti‘ kanlı tarihin toplamından ibarettir.

TTE uygulaması Türkiye’de ilk olarak 12 Eylül 1980 Askeri Faşist Cunta döneminde uygulamaya sokuldu. Faşist Cunta, tüm devrimci harekete saldırarak, devrimci güçleri kanlı bir şekilde bastırıp yok etmek istedi. Cunta şefleri esir aldığı binlerce devrimciyi hapishanelerde “ıslah“ etmek için yoğun bir saldırı politikası geliştirdi. Hapishaneleri işkence merkezine dönüştüren faşist Cunta, yıllarca ara vermeden sistemli bir şekilde işkence ve baskı uyguladı.

12 Eylül döneminde hapishaneler aynı zamanda birer sorgu yeri olarak da kullanıldı. Ülkenin tüm hapishanelerinin tıka basa devrimci tutsaklarla dolu olduğu 12 Eylül 1980 yılında, Metris, Mamak ve Diyarbakır hapishanelerinde yapılanlar, hala hafızalarda tazeliğini korumaktadır. Onlarca devrimcinin işkence sonucu katledildiği Diyarbakır, Metris ve Mamak hapishaneleri, aynı zamanda birer direniş merkezi olarak cuntaya karşı verilen mücadelenin de parçası haline geldiler.

12 Eylül Askeri faşist cunta döneminde, hapishanelerde onlarca insan hayatını kaybetti. Sadece Diyarbakır hapishanesinde Açlık Grevi, Ölüm Orucu ve işkence sonucu 40 kişi, İstanbul hapishanelerinde 4 devrimci Ölüm Orucunda hayatını kaybetti.

12 Eylül sonrası döneme bakıldığında, Türkiye hapishanelerinin birer işkence ve katliam merkezleri olduğu görülecektir.

Bu katliamların en akılda kalanları şunlardır,

1988 yılında devrimci tutsaklar direniş sonucu birçok hakkı elde etmelerine karşı, 1 Ağustos 1988 yılında yürürlüğe giren ve ‘1 Ağustos Genelgesi’ olarak bilinen uygulamayla tüm haklar geri alındı. 1989 yılında başlayan saldırı da, Eskişehir’den Aydın hapishanesine yapılan sevkte, Mehmet Yalçınkaya ve Hüseyin Eroğlu adlı devrimciler hayatlarını kaybettiler.

3 Ekim 1994 tarihinde Diyarbakır hapishanesinde, bir tutuklunun yeniden sorguya götürülmesine karşı direnişe geçen tutuklara yönelik yapılan operasyonda, Ramazan Özüak adlı devrimci katledilirken, 50 tutuklu yaralandı.

1995 yılında hak gasplarına karşı başlatılan Açlık Grevinde, Yozgat E Tipi hapishanesinde Fesih Beyazçiçek, Amasya E Tipi hapishanesinde ise Remzi Altıntaş hayatını kaybetti. Aynı yıl Buca hapishanesine yapılan saldırıda, 3 devrimci tutuklu hayatını kaybederken, 40 devrimci tutuklu ise yaralandı.

4 Ocak 1996 yılında İstanbul Ümraniye hapishanesine yapılan saldırıda, 4 devrimci tutuklu katledilirken, 36 devrimci ise yaralandı.

24 Eylül 1996 yılında Diyarbakır hapishanesine yapılan saldırıda, 10 yurtsever devrimci tutuklu katledilirken, 46 tutuklu ise ağır yaralandı.

26 Eylül 1999 yılında Ankara Ulucanlar hapishanesine yapılan saldırıda 10 devrimci hayatını kaybederken, 29 devrimci tutuklu yaralandı.

5 Temmuz 2000 yılında Burdur hapishanesine yapılan saldırıda, 61 devrimci tutuklu ağır yaralandı.

19 Aralık 2000 yılında F Tipi hapishanelerinin kapatılması için 20 hapishanede devam eden Ölüm Orucu ve Süresiz Açlık Grevine, ‘Hayata Dönüş Operasyonu’ adı altında saldıran faşist diktatörlük, 28 direnişçiyi katletti. Yüzlerce devrimci tutsak ise yaralandı.

R.T.Erdoğan ve Şürekası AKP Döneminde Türkiye Hapishaneleri

Adalet Bakanı^nın verdiği resmi rakamlara göre, AKP hükümeti döneminde, 16 yılda hapishanelerde 3 bin 432 tutuklu hayatını kaybetmiştir.. Bu sayı her ne kadar hapishanelerde “eceliyle ölenler“ olarak açıklansa da, Türkiye hapishanelerinin gerçek yüzünü, tutukluların hangi şartlarda yaşadıklarını; hasta, yaşlı, tek başına yaşayamayacak durumda olan tutukluların, devlet eliyle nasıl ölüme terk edildiklerini göstermesi açısından oldukça çarpıcıdır.

12 Eylül’de yürürlüğe konan ama birçok direniş ve bedelle geri püskürtülen TTE uygulaması, AKP hükümetinin başı Erdoğan’ın emriyle yeniden gündeme getirilmiş, uygulamaya geçmek için yoğun bir hazırlığa başlanmıştır. Bazı hapishanelerde deneme saldırısı biçiminde yürürlüğe konan TTE’nin, uzun süre kamuoyunun gündeminde kalacağı açıktır.

Bu gerçek bugün kendisini bir kez daha ortaya koymuştur. AKP hükümeti, kendisinden önceki hükümetlerin uygulamalarını kendisine rehber edinerek, hapishaneleri tekrar birer işkence merkezine dönüştürmüş bulunuyor.

Adalet Bakanlığı Ceza Tevkif Evleri genel Müdürülüğünün Ocak 2016 tarihinde yaptığı resmi açıklamaya göre, Türkiye hapishanelerinde 179.611 kişi bulunmaktadır. Aynı açıklamada, Türkiye’de 290 kapalı, 59 açık, 3 çocuk kapalı ceza infaz kurumu, 4 açık 5 kapalı kadın hapishanesi olduğu belirtilmiştir.

2014 yılında Adalet Bakanlığına sorulan bir soruya verilen cevapta; 2017 yılı sonuna kadar 199 yeni hapishane açılacağı ve 119 bin ek bölüm inşa edileceği açıklanmış ve bu hedef fazlasıyla gerçekleşmiştir.

15 Haziran 2017 tarihinde Adalet Bakanlığının verdiği resmi bilgiye göre; Türkiye genelinde 85 bin 105 tutuklu, 139 bin 773 hükümlü olmak üzere, 224 bin 878 kişi bulunmaktadır. Bu kişilerden “212 bin 361’inin erkek, 9 bin 733’üçünün kadın, 2 bin 784’ü çocuktur. (…) 21 Haziran itibariyle Türkiye’de 291 kapalı ceza infaz kurumu, 70 müstakil açık ceza infaz kurumu, 2 çocuk eğitim evi, 8 kapalı, 4 açık kadın infaz kurumu,, 6 çocuk kapalı ceza infaz kurumu olmak üzere 391“ hapishane bulunmaktadır.

Hapishanelerdeki tutuklu ve hükümlü sayısının her geçen gün artması aynı zamanda Türkiye’de artan baskı ve keyfi tutuklamaların nereye vardığını göstermektedir. Öyle ki, hapishanelerin kapasitesi yetmediği için 22 bin 202 kişinin yerde yattığı açıklanmıştır. “Örneğin Sincan Cezaevi’nde 7 odalı koğuş sisteminde normalde 21 kişi kalması gerekirken, bu sayının bugün 42 kişiye çıktığı“ bilinmektedir.

Bu rakamlara bakıldığında Türkiye dünya genelinde en çok tutuklu bulunduran dokuzuncu ülke durumundadır.

Toplumun Geleceği Olan Gençlik, “Terörist” İddiasıyla, Hapishanelerde Köreltilmekte

Adalet Bakanlığı’nın yaptığı resmi açıklamada, Ağustos 2017 tarihi itibariyle Türkiye hapishanelerinde 12-18 yaş aralığında 2 bin 767 çocuk bulunuyor. Bu çocukların 197’si siyasi “suçlu“ olarak hapishanelerde tutulmaktadır.

Adalet Bakanlığına sunulan soru önergesine verilen cevapta; “2009 ile 2017 yılları arasında yaşları 12 ile 17 arasında değişen 17 çocuğun, hapishanelerde yaşamını yitirdiğini, bu çocuklardan 9’unun ise intihar ederek yaşamını sonlandırdığı belirtildi. 8 yılda toplam 77 çocuk ve genç tutuklu yaşamını sonlandırdı.“

Türkiye hapishanelerindeki bir diğer çarpıcı gerçek ise, tutuklu öğrenci sayısıdır. Bir soru önergesine verilen cevapta Adalet Bakanlığı, hapishanelerde toplam 69 bin 301 öğrenci tutuklunun bulunduğunu açıkladı. Hapishanelerdeki öğrenci tutsakların “36 bin 33’ü lise ve denge okullar ön lisans ve lisans programlarına, 33 bin 268’i açık öğretim programlarına kayıtlı“ oldukları da yapılan açıklamalar arasındadır.

Öğrenci tutuklularla ilgili yapılan araştırmalarda karşılaştıkları zorluklar şöyle sıralanmaktadır:

“Yeni eğitim ve öğretim yılında kayıtlarını yenilemelerinde güçlükler yaşanıyor“

“Tutuklu öğrencilerin çoğu maddi imkânsızlıktan okul harçlarını ve eğitim masraflarını karşılayamıyorlar“

“Mahküm oldukları için devam zorunluluğu olan derslere katılamayan ve mazeretli kabul edilemeyen tutuklular, “devamsızlık” nedeniyle derslerini geçemedikleri için okuldan atılıyorlar.“

“Henüz mahkeme süreci tamamlanamayan ancak uzun tutukluluk nedeniyle hapishanelerde bulunan öğrenciler, devamsızlık, kayıt yenileyememe ve sınavlara girememe gibi gerekçelerle eğitim ve öğrenim haklarını kaybediyorlar.“

“Cezaevlerinden, okullara öğrenci götürecek araçların temini konusunda sorunlar yaşandığı gibi, ring araçlarında yolculuk yapacak olan öğrencilerin sınavlara gidip gelebilmeleri için ödedikleri yüksek ücretler de ayrıca sorun yaratıyor.

Hapishanelerde 668 bebek ve 17 bin kadın var.

Ekim 2017 tarihi itibariyle kamuoyuna yansıyan hapishaneler raporunda; Türkiye tarihinde ilk kez hapishanelerde 668 bebek ve 17 bin kadının var olduğu bildirilmiştir. Özellikle kadın hapishanelerinde siyasi tutsak kadınlara uygulanan yaptırımlar dikkat çekici özellikte..

Patriyarkanın ortaya çıkışından günümüze değin, egemen sistem ve patriyarka birbirini besleyen dinamikler olup, her toplumsal değişimde egemen sistem, patriyarkayı kendi çıkarlarına göre şekillendirmiş, kadını erkeğe bağımlı kılan bir toplumsal kültür yaratarak kadını yok saymış, bu durumu yasalarıyla güvence altına almış, kadın bedeni ve emeği üzerinden şiddeti toplumsal yaşamın her alanında tekrar tekrar üreterek varlığını sürdürmüştür. Bu nedenledir ki; egemenlerin patriyarkaya ve kapitalist sisteme biat etmeyen kadınlara yönelik saldırıları, çok daha vahşicedir.

OHAL gölgesinde çıkartılan KHK larla hapishanelerde tırmanışta olan hak gaspları ve kötü muamele, kadınlar özgülünde çok daha yoğun yaşanmaktadır. Elazığ T Tipi Kapalı Hapishanesi’nde siyasi kadın tutsaklar, cinsel işkence ve tacizlerin izleri kayboluncaya kadar hastaneye götürülmezken, zorunlu ihtiyaçları olan ped vb. ihtiyaçlar engellenmekte, hapishane yönetmeliğinin verdiği kimliklerin taşınması dayatılmakta, tuvalet, banyo vb. ortak kullanım alanlarına kameralar konulmaktadır. Tek Tip Elbise, çipsli görüşme dayatması ise ilk olarak Tarsus Kadın Hapishanesinde, politik kadın tutsaklar üzerinden hayata geçirilmeye çalışılmıştır.

Politik Tutsaklar Öç Alma Politikası ile Karşı Karşıya

Ekim 2017 tarihi itibariyle kamuoyuna yansıyan hapishaneler raporunda, bir yıl içinde 8 tutuklunun hayatını kaybettiği, 367 tutuklunun işkenceye maruz kaldığı, 604 tutuklunun bulundukları hapishanelerden alınarak başka hapishanelere sürgün edildikleri ve 35 kişinin tedavisinin engellendiği açıklanmıştır.

İHD’nin yayınladığı hapishaneler raporuna göre, 906 hasta tutuklu bulunmaktadır. Ayrıca raporda hasta tutuklulardan 323 ünün ölüm sınırına geldiği, bu tutukluların serbest bırakılmadığı gibi, tedavilerinin de engellendiği belirtilmektedir.

15 Temmuz ‚darbe girişimi’ni bir fırsata çeviren AKP hümümetinin OHAL’le birlikte çıkardığı KHK’lar, hapishanelere de uygulanmıştır. OHAL’le birlikte hapishanelere gönderilen genelgelerle hasta tutuklular üzerindeki tedavilerinin engellenmesi daha da hız aldı. Tutukluların hastahanelerden uzak hapishanelere sürgün edilerek tedavileri engellenmektir. Tedavi için hastahanelere götürülen tutuklular, ihraç edildiği mesleğine geri dönebilmek için Açlık Grevindeki Nuriye Gülmen örneğinde olduğu gibi, hastahanelerin bodrum katlarında sağlıksız ve hijyen olmayan ortamlarda sözde “tedavi edilmekte”, bu da yeni hastalıkların bulaşma riskini artırmaktadır. Hastahanelerde tutukluların elleri kelepçeli olarak tedavi edilmesine karşı çıkıldığı için, tutuklular çoğu zaman doktor kontrolünden geçmeden hapishaneye geri götürülmekte, bu da ölüm risklerini artırmaktadır.

Hapishanelere Yönelik Saldırılar, Dışarıdaki Toplumu Teslim Alma Hedeflidir

R.T. Erdoğan 15 Temmuz darbe girişiminin yıl dönümünde yaptığı konuşmada, “darbeci tutukluların mahkemeye Guantanamo’da olduğu gibi tek tip elbise ile çıkartılacaklarını” açıkladı. Her ne kadar, FETÖ davasından yargılanan bir erin, duruşmaya gelirken üzerinde “Hero” yazılı bir tişört giymiş olması gerekçe gösterilse de; bu kararın çok önceden planlandığı, yeni saldırı konseptine bu tişörtün sadece bir bahane olduğu herkes tarafından biliniyor.

AKP hükümetinin hapishanelere yönelik bu saldırı politikası, korku dağları yaratıp, bütün toplumu bir kalıp içine sokarak, sindirme ve teslim alma politikasının bir parçasıdır. Bu politikanın zamanlamasının şimdi olması, AKP hükümetinin artık yönetememesinin de açık ifadesidir. AKP, besleyip büyüttüğü Fetullah Cemaatiyle çelişkiye düşmüş ama kendisine ihanet eden bu güruhun devlet içinden temizlenmesi ile düze çıkamayacağının da farkında. En büyük tehlikenin ise, devirimciler ve Kürt Özgürlük Hareketi olduğunu bilen AKP, tüm imkânları kullanarak saldırlara hız vermiş bulunuyor. Bunun için darbe girişimini ‚Allahın lütfü‘ olarak gören Erdoğan, KHK’larla boşalan polis ve yargıdaki görevlere, kendi yandaşlarını alarak iktidarını sağlamlaştırmaktadır.

Faşizan yaptırımların karşısında yükselen mücadeleden korkan AKP, “darbe girişimi” seneryosundan hemen sonra yürürlüğe sokulan OHAL’le birlikte, Fethullahçılar üzerinden asıl tehlike gördüğü muhalif güçlere saldırmaktadır. Tutuklanan 50 binin üzerinde insana açıktan işkence yapılmış, KHK’larla görevlerinden ihraç edilen binlerce akademisyenden onlarcası, intihara sürüklenmiştir.

Yeniden gündemleştirilen “Tek Tip Elbise“ dayatması ile, hapishanelerdeki direniş kırılarak politik tutsaklar teslim alınmak isteniyor. Egemenler, topluma yönelik saldırı politikalarının hazırlığı içinde oldukları her dönem, ilk saldırılarını öncelikle toplumun en ileri kesimlerinin tutsak edildiği hapishanelerden başlatmışlardır. Çünkü politik tutsakların teslim alınması, dışarıdaki toplumun teslim alınmasını ve saldırı–sömürü politikalarının pürüsüz hayata geçirilmesini kolaylaştırmaktadır. AKP, hapishanelerdeki insanlık dışı yaptırımlar ve TTE saldırıları üzerinden topluma saldığı korkuyla, işçi grevlerini, öğrencilerin hak alma mücadelelerini, kadın mücadelesini, Kürt Ulusu’nun direnişlerini kırmak için göz dağı vermektedir.

R.T. Erdoğan’ın TTE uygulamasının yürürlüğe gireceğini açıklamasından sonra, Türkiye hapishanelerinde başlayan keyfi uygulamalar ve hak gaspları ile, yeniden 12 Eylül 1980, 1990 ve 2000 yıllarındaki baskı ve işkencelere geriye dönülmüştür.

Son dönemde hapishanelerde yaşanan baskı ve işkenceleri anlayabilmek için, tutsakların verdikleri dilekçelere ve gönderdikleri mektuplara bakmamız yeterlidir…

Bolu hapishanesindeki tutuklular; “radyo ve kitaplarımıza el konulmakta, sık sık arama bahanesiyle hücre ve koğuşlarımızın altı üstüne getirilmekte, araştırma inceleme çalışmalarımıza hiçbir gerekçe gösterilmeksizin el konulmakta, ailelerimizle telefon görüşmelerimizde hem bize, hem de ailelerimize tekmil vermeyi dayatmaktalar… Reddetmemiz halinde haftalarca telefon görüşü yapamıyoruz. Havalandırma süremiz kısaltıldı. Ağustos ayı itibariyle tutuklu ve hükümlülere idarece hazırlanmış olan kimlikleri üzerimizde taşıma zorunluluğu getirildi. Kimlikleri taşımamamız halinde, hastahane, revir, sohbet te dahil koğuştan hiçbir yere çıkartılmıyoruz ve yasal işlem yapılacağı söylendi. Ağırlaştırılmış müebbet mahpuslar için, şimdiye kadar havalandırma kapısı 4 saat açılırken, bu süre bir saate indirildi. Yani günde 23 saat içeride, kapalı bir odada tutuluyorlar.“

Tekirdağ 1 nolu hapishanesi: “Henüz tam anlamıyla uygulamaya konulmayan ama kimi hapishanelerde zorla uygulamaya çalışılan parmak izi uygulaması, burada devreye sokuldu. Parmak izi her hapishaneye giriş çıkışta (hastahane, adliye, başka hapishaneye sevk vb) alınmak isteniyor. Hastaneye gitmesi gereken tutuklular, 6 kişi kapasiteli, tek kişilik hücre-ring araçları ile götürülmekteler. Tutuklunun binmeyi reddeetmesi halinde, diğer ringle götürülmeyip hücresine geri gönderiliyor.“

Alanya L tipi hapishanesinde “Zaten küçük ve demir parmaklı pencerelere bir de elek teli takarak, zaten yeterli temiz hava alamayan hücrelerimiz, iyice havasız bırakarak adeta boğulmamız isteniyor“

İHD’nin en son yayınladığı hapishaneler raporunda, “OHAL kapsamında, Haftalık kapalı görüş hakkı, iki haftaya, aylık kapalı görüş hakkı ise iki aya çıkartılmış, açık görüşler yarım saatle sınırlandırılırken, aile fertleri için tanınan haftalık telefon görüşmesi iki haftada bire çıkartılmıştır. Sürgün ve sevklerden dolayı ailelerinden çok uzakta olan ve neredeyse 24 saate yakın süren yolculuklar sonucunda sadece yarım saatlik görüş ayrı bir işkencedir.“

LGBTİ+ Tutsaklar Homofobik Saldırılara Maruz Kalıyorlar

Nüfus cüzdanlarının rengine göre hapishanelere yerleştirilen LGBTİ+ tutsaklar, başta translar olmak üzere gardiyanların ve yönetimin taciz, tehdit, tecavüz vb. homofobik saldırılarına maruz kalmaktalar. Hormon tedavilerinin engellenmesi nedeniyle yaşadıkları sorunları yönetime bildirdiklerinde, transfobik söylemlerle onur zedeleyici durumlara maruz bırakılırken, doktora gitmek istediklerinde engellenmekteler. Ayrıca ailelerine açılamamış veya aileleri tarafından reddedilmiş olanlar ciddi ekonomik sorun yaşarken, LGBTİ+ derneklere tutsak LGBTİ+ lerin durumları hakkında bilgi verilmemektedir.

Sonuç olarak;

AKP’nin yürürlüğe soktuğu TTE saldırısı, sadece hapishanelerdeki politik tutsakların veya sadece bir yapının ve çevrenin sorunu değildir. Aksine tüm devrimci ve Kürt Özgürlük Hareketinin sorunu olarak görülmelidir. TTE sadece içeride politik tutsakların sorunu olarak görülür ve dar bir bakış açısına indirgenirse, büyük bir yanılgıya düşmüş olacağız. TTE saldırısının püskürtülmesi devrimci ve yurtsever tutsakların bu mücadeleden başarıyla çıkmaları toplusal mücadele açısından da büyük kazanım ve moral olacaktır.

Unutulmamalıdır ki; hapishanelerdeki tüm direnişler, dışarıdan verilen desteklerle kazanılmıştır. TTE saldırısına karşı, içeride ve dışarıda tüm direniş güçlerinin bu saldırıyı birlikte karşılamaları gerekmektedir.

Avrupa’da TTE saldırısı için yapılacak etkinlikler hapishanelerdeki direnişçiler için oldukça önemlidir. Yaratılacak kamuoyu, bilgilendirme ve etkinliklerle harekete geçmenin tam zamanıdır.

*Bu yazı Mücadele dergisinin 262. sayısında yayınlanmıştır


Kaynak: Tutsaklar